Summerland, yazar ve yönetmen Jessica Swale’in ellerinden çıkmış İngiltere taşralarında geçen sıcacık bir aşk hikayesini bizlere sunuyor. Genel olarak sürükleyici bir etkiyle devam eden yapım,aynı zamanda geçmiş,şimdi ve geleceği birbirine bağlayacak şekilde bir anlatımla ekrana aktarılıyor. Fakat aynı zamanda bazı oyunculuk ve kurgu problemleriyle zedeleniyor.

Huysuz Bir Kadın

 Summerland,ana kahramanımız olan Alice’in yaşlı halinin kapısına gelen çocukları kaba bir şekilde kovmasıyla başlıyor ve hızlı bir şekilde çok sevdiğim oyuncu Gemma Arterton’un canlandırdığı genç Alice’e geri dönüş yapıyor.

 Alice genel olarak halk konuları hakkında tezler üreten bir yazar olarak karşımıza çıkıyor. Alışıldık bir karakter çerçevesinde olan Alice,sigarayı ağzından düşürmeyen ve devamlı üretken bir insan portresi içerisinde tanıtılıyor. Yerel halktan uzak tek başına yaşayan Alice,köylüler tarafından bazen cadı bazen ise casus olarak anılıyor. Çocuklar haricinde köyün yetişkinleri dahi Alice’ten korkmuş tavır sergiliyorlar.

Sürpriz Çocuk

Savaş sebebiyle geçici bakımlarının üstlenmesi için çocuklar köy halkına dağıtılırken,Alice istemediği halde Frank adında bir erkek çocuğunun bakımı üstleniyor. Başta Frank’e çekinerek yaklaşan Alice,süreç içerisinde ona alışıyor ve içerisinde kaybolan şefkati yeniden buluyor. Bu şekilde devam ederken aralarında oluşan kuvvetli bağ,biz seyirciye oldukça narin bir şekilde aktarılıyor ve yapay hissettirmiyor. Fakat aynı zamanda oldukça alışıldık ve bilinen bir kurgu olduğu için bazı kısımlarda hikayeye adapte olmak yerine, kendinizi daha sonra olacak şeyleri içinizde tekrarlarken buluyorsunuz,çünkü film ufak bir kısım hariç tamamen konduğu şablonu hissettirerek sizlere sunuluyor.

Sessiz İşlenilen Eksik Bir Romantizm

 Film süresince Alice’in 20’li yaşlarına geri dönüş yapıp onun Vera isimli bir kadınla olan sonuçsuz ve yürek burkan aşkına tanık oluyoruz. Alice’in nasıl bu duruma geldiğini bu kısa sahneler sayesinde öğreniyor ve karakterle daha kuvvetli bir bağ kuruyoruz. Vera ve Alice’in ilişkisi bu flashback sahnelerinde sıkışıp kaldığı için bizlere yeterince aktarılamıyor ve oluşturulmak istenen bağ seyirci tarafından tam anlamıyla kavranılamıyor.

Bir kadın başka bir kadını sevse garip olur muydu?

Alice Lamb

 Filmimiz vermek istediği mesajı oluşturduğu kurgu sayesinde yerine ulaştırıyor. Ne gereksiz övmeler ile birlikte Vera ve Alice’in ilişkisini yapay bir hale getiriyor ne de bu ikiliyi arkasına alarak yapımın içine gömmeye çalışıyor.

Şirin Bir İngiltere

Görüntü yönetmeni Laurie Rose,bizlere filmin atmosferini tam olarak istenilen şekilde aktarmayı başarabilmiş. Zaman zaman renk cümbüşleriyle dönemin ve mekanın ruhunu harika açılarla yansıtırken bazı kısımlarda ise savaşın karanlık tonunu ve filmin ağır ilerleyen melankolik ruhunu yapımın içerisine zorlama durmayacak şekilde yerleştirebilmiş.

 Aynı zamanda mekan ve kıyafet tasarımlarında yapım dönem atmosferine uygun olarak tasarlanmış. Karakterlerin giyimi filmin karanlık ve aydınlık tonları arasında oluşan denge içerisinde kendine uygun konumu bulabilmiş. Ses ve müzik konusunda ise aklınızda kalacak bir parça içermezken sahneler içerisinde atmosferi zedeleyen bir şeye rastlamadım.

Ufak Bir Kimya Sorunu

Alice Lamb rolüyle izlediğimiz başarılı oyunca Gemma Arterton filmde kendi üzerine düşen görevi oldukça iyi bir biçimde yerine getirmiş. Fazla derin işlenemediğini düşündüğüm “Alice” karakterine dahi gereken ruhu verebilmiş. Fakat “Vera” karakterini oynayan Gugu Mbatha-Raw filmde sahne yükü çok olmamasına rağmen bazı kısımlarda “Alice” ile kendi karakteri arasında olan entegreyi daha yapay bir hale büründürmüş.