Ölüm aslında pek çok insan için konuşulmak istenmeyen, bahsi geçtiği zaman yüzlerin düştüğü bir konu. Hayatın sürekliliği içerisinde kaybolduğumuz sıralarda, ölümü çoğu zaman aklımıza dahi getirmeyiz, onu beynimizin daha derin sayılabilecek yerlerinde üstü kapalı bir şekilde tutarız. Fakat biz hayatın koşuşturmacasında etrafa savrulduğumuz sırada, bazen aldığımız bir haber, bazen şahit olduğumuz bir olayla birlikte, kafamızın dar odalarına hapsettiğimiz o konuyu çıkarır ve üzerine uzun bir süre düşünürüz. Vakit geçtikten ve yoğun duygular yaşadıktan sonra ise bir sonraki vurucu anı beklemek üzere o konuyu tekrar eski odasına geri gönderip üstüne bir örtü çekeriz. Dick Johnson Is Dead isimli belgeselimiz ise tam olarak bu konuyu ele alıyor. Çoğunluğun ismini anmaktan korktuğu o konuyu, ölümü.

Demans Teşhisli Yaşlı Bir Adam

Dick Johnson Is Dead, daha önce oldukça fazla belgesel projesi içerisinde bulunmuş bir belgeselci olan Kristen Johnson tarafında yönetiliyor. Kristen’ın gördüğü bir rüyadan ilham alarak ortaya çıkan bu “ölüm hakkında bir belgesel çekme” fikri kızı tarafından, yeni demans teşhisi konulmuş Kristen’ın babası Richard’a sunuluyor ve proje bu şekilde başlamış oluyor.

Belgesel temel olarak yıllara yayılarak çekiliyor. Annesini alzheimer nedeniyle önceden kaybetmiş olan Kristen, benzer bir süreci babasıyla yaşarken aynı zamanda bizlere babasının sağlığının nasıl giderek bozulduğunu gösteriyor belgesel boyunca. Uzun yıllar psikiyatr olarak hizmet vermiş olan Richard’ın(filmdeki ismiyle Dick),tüm geçmişini arkasında bırakarak ofisini kapatması, Seattle’dan New York’a taşınma süreci gibi yaşadığı  olaylar belgeselimiz boyunca bizlere sunulan sürecin bir parçası oluyor. Bu şekilde karakterlerimiz hakkında daha çok bilgiye sahip olup onları daha rahat yorumlayabiliyoruz. Ayrıca Kristen,zaman zaman annesinin kaybına değinerek hem Richard ve kendisinin şu an içerisinde oldukları durumun temelini seyirciye aktarıyor hem belgeselin kara-komik dengesini seyirciyi hiç sıkmadan oluşturmuş oluyor.

Birini Defalarca Öldürmek

Belgesel boyunca zaman zaman Dick’in başına gelebilecek potansiyel ölüm sahnelerini izliyoruz. Set hazırlanıyor, dublörlerle görüşülüyor, makyaj yapılıyor. Richard bazen merdivenlerden kayarak ölüyor, bazen üstüne bir şey düşüyor bazen ise trafik kazası geçiriyor. Hatta belgeselin bir bölümü sırasında Richard’ı kendi cenazesine dahi konuk ediyorlar. Kapının aralığından,kendi cenazesine gelmiş dostlarını ve diğer tanıdıklarını izleyen Richard bile bir noktadan sonra ölümü kabullendiğini hissettiriyor. Kurgulanan bu ölümler sırasında Richard farklı şeyler düşünüyor ve farklı tepkiler veriyor. Bu kurmaca sahnelerle birlikte Kristen bizlere ölümün aslında ne kadar yakın ve olağan olduğunu bir kez daha anlatmış oluyor.

Ve işte geldi,yitip gidişinin başlangıcı…

Richard belgesel boyunca yavaş yavaş küçük bir çocuğa dönüşüyor. Kızıyla birlikte yaşamaya başlamasıyla hafızasına, daha doğrusu tüm geçmişine veda etmeye başlıyor. Kristen ise bu süreç boyunca neler düşündüğünü, hissettiğini bizlere aktarıyor. Kendini babasının ölümüne hazırlama süreci adım adım bizlere sunuyor. Böylece seyirciye ikili bir empati yapma şansı doğuyor. Gerek Richard’ın gerek Kristen’ın gözünden olay oldukça açık bir şekilde bizlere seriliyor.

Cennet ?

Belgesel boyunca kendine has mizahıyla seyirciye kendini çok sevdiren Richard için Cennet içerisinde geçtiği varsayılan sahneler çekiliyor. Kristen, inançlarına göre ekibiyle birlikte bir cennet dizayn ediyor ve burada çekimler yapmaya başlıyor. Bazılarında Richard, eşi ile birlikte resmedilirken bazılarında ise doğuştan sorunlu olduğu için değişmesini çok istediği ayakları,kurmaca bir kutsal olay ile tedavi ediliyor. Bu sahnelerde Richard, kendini projeye ne kadar adadığını ve bunu ciddiye aldığını seyirciye göstermiş oluyor. Ayrıca bu cennet sahneleri için kullanılan çekim teknikleri belgeselin görsel kalitesini arttırmakla beraber çeşitlilik katarak sıkıcı bir hal almasını engelliyor.

Ben artık küçük kardeşinim,baban değil…

Belgesel boyunca Kristen bizlere ebeveynlerinin ve kendisinin dini hakkında bilgiler veriyor ve kendi inanç durumlarını aktarıyor. Kristen ve ailesinin yaşayış biçimleri,kültürleri ve inançları hakkında daha çok ayrıntıya eriştiğimiz bu sahnelerde Kristen,geçmişte kilisede yaşadıklarından, hissettiklerinden bahsediyor ve aynı zamanda inandığı dinin, en derin korku olan geride bırakılmayı engellememesi hakkında konuşuyor. Ölümü basit bir şey olarak ele almayan Kristen, aynı zamanda ölümü gereksiz şekilde dramatize etmiyor. Zor ama aşılabilir, katlanılabilir bir şekilde tasvir ediyor ölümü.

Ölüm Üzerine

Dick Johnson Is Dead,ölümü temel alarak yaşlılık,hastalık,din,arkadaşlık,aşk gibi birçok konuyu özgün ve akıcı bir şekilde işleyen bir belgesel. Yönetmenin özgün anlatım biçimiyle beraber özel bir yapım izlediğinizi size hissettiren ve kendinize bir köşesinden pay çıkarabileceğiniz başarılı bir yapım. Gerek gözyaşlarına boğan gerek tebessüm ettiren ve temposunu bozmayan bu belgeseli kesinlikle tavsiye ediyorum. Richard Johnson ve Kristen Johnson’ın hayatının ufak bir bölümünden oluşan bu yapım kesinlikle izlenmeye değer.